SAHİP ÇIK!
Sevgili Arkadaşlar,
Sayın Milli Eğitim Bakanımız, hemşehrimiz Nimet Çubukçu Hanımefendilerin mail adresi: nimet.cubukcu@meb.gov.tr
Ereğli'yi bilen, tanıyan ve "anne" olan, kendisiyle gururlandığımız bakanımıza bu durumu "samimiyetle" bildirelim. Fakat bunu yaparken suçlayıcı, ayrıştırıcı ifadeler yerine; YAPICIların eğitimci yanını ve 22 yıllık fedakarlıklarını ön plana çıkaralım. Asla başka birini hedef gösterici sözler sarf etmeyelim. Sadece Murat Hoca'nın yetiştirdiği nesiller olarak, onun bunu hak etmediği üzerinde duralım.
Tanıdığımız herkes mail yoluyla bunu yapabilir.
22 yılını bize adamış insana 2 dakika ayırabiliriz sanırım.
Sevgi ve saygılarımla....
Not: Sayın Bakanımıza benim yolladığım maili yayınlıyorum. Siz de Murat Hoca ile ilgili benzer anılarınızı, duygularınızı mailinizde aktarabilirsiniz.

Sayın Bakanım,
Bütün bunları, Yapıcılar’ın bize öğrettiği biçimde görevini aşkla yapan teşkilatınıza bağlı bir öğretmen olarak değil; haksızlığa uğradığına inandığımız emektar ve kırılmış bir öğretmenimizin öğrencisi olarak yazdım.
1986 yılıydı. İlkokul 5. Sınıfı henüz bitirmiş, DPY sınavına girerek Konya-Ereğli, İvriz Öğretmen Ortaokulunu kazanmıştım. Henüz pantolonunu çekmekten aciz, sümüğü akan küçücük bir çocuktum. Okulumuz dağın başında ve şehirden 15 km. uzaktaydı.
İlk yıl alışmakla geçti. Benim gibi yüzlerce çocuk vardı. Ailelerimizden uzak olmak arkadaşlarımızla, öğretmenlerimizle bizleri birbirimize daha da yaklaştırıyordu.
İkinci sınıfa geçtiğimizde (1987 yılında) okulumuza tayin edilen; Bozkırlı karı-koca olan Ayten ve Murat Yapıcı ve Murat Yapıcı’nın ağabeyi Mehmet Yapıcı geldiler. İlk başta fark edilmeyen bu insanların; öğrenciye yaklaşımlarıyla, eğitim anlayışlarıyla ve model oluşlarıyla “başka” olduklarını zaman geçtikçe anladık. (Ki yıllar sonra öğretmen olduğumuzda biz de bu İNSANları örnek aldık.)
YAPICIlar, öğrencilerin her sorununda onların yanında oluyor; adeta bizlere anne-babamızı aratmıyorlardı. Bir süre sonra, çamaşırlarımızı yıkamaya kadar varan fedakarlığıyla Ayten Yapıcı annemiz, durumu iyi olmayan arkadaşlarımızın cebine harçlık koyan Murat Yapıcı babamız, bizi gelecekle ilgili bilinçlendiren Mehmet Yapıcı ise ağabeyimiz olmuştu.
Her sene iftarlarda 10-15 kişilik gruplar halinde hepimizi ağırlamaları, hastalandığımızda gecenin bir yarısı 15 km. uzaktaki şehre kendi arabalarıyla götürmeleri (gerekirse evlerinde yatırmaları), dertlerimizle dertlenmeleri, anne-babamızı özlediğimizde, ağladığımızda oturup bizle ağlamaları…
Bu, cümleleri kolay kurulan ama yaşanmadan zor anlaşılabilecek bir kader ortaklığıydı adeta… Birlikte büyüyorduk. Onlar genç, idealist öğretmenlerdi. Bizler çocuktuk, onların çocuklarıydık.
Sonra Ayten ve Murat Yapıcı’nın oğulları küçük Alperen cennete uçtu. Hepimiz çok üzülmüştük. Ama yıkılmamışlardı; çünkü onlar Yapıcı’ydılar. Tevekkül içerisinde bunun bir imtihan olduğunu düşündüler hep ve asla isyan etmediler. (Yıllar sonra mezun ettikleri birçok öğrenci, oğullarına Alperen adını verecekti.)
En çok da Murat Yapıcı… Gelişinden kısa bir süre sonra müdür yardımcısı olmuştu. Sorumluluğu büyüktü, bu görevle daha da büyümüştü. Biz onu hep okulda görüyorduk. Günde 16 saat bizimle beraberdi ve lojmandaki evine ancak yatmaya gidebiliyordu. Belki de Alperen’in acısını bizle gidermeye çalışıyordu. Düşkündü, daha bir düşkün olmuştu öğrencilerine… Zaman zaman sitem bile ediyordu Ayten Anne şaka yollu: “Sizi, bizden (Alperen’den küçük bir de Buğra adlı oğulları vardı) çok seviyor” diye…
7 yıl geçti… Ben mezun oldum liseden 1993 yılında ama hiç kopmadık Yapıcılarla, hiç kopmadım okulumdan; kopamadım. Arkadaşlarım da kopamamıştı. Çünkü Yapıcılar büyütmüştü bizi, onlarla büyümüştük hep beraber… Çoğumuz öğretmen olmuştuk ama hemen her meslekten de arkadaşlarımız vardı.
Yıl 2008… 10 yıllık öğretmendim ve artık ilçemde görev yapmaktaydım. Mezun ettiğim öğrencilerimi; beni eğiten, şekillendiren Yapıcılara güven içinde teslim etmenin bahtiyarlığı içerisindeydim. Çünkü ilköğretimde öğretmendim ve İvriz’i kazanan öğrencilerime, yine benim öğretmenim olan Ayten ve Murat Yapıcı öğretmenlik yapıyordu. Zaman zaman ziyarete gittiğimde hem öğretmenlerimi hem de öğrencilerimi görüyor, hem öğretmen hem öğrenci olmanın gururunu yaşıyordum.
22 yıllık bir ömürdür bahsetiğim… 1987’de geldikleri İvriz’e aile olarak bir ömür veren, verdikleri bu ömürle bir anlamda hepimize hayat veren bu insanlar; Yapıcılar, eğitime adanmış hayatlar anlatılmak istense ilk başta belgeseli çekilecek olan müstesna insanlardır. Fakat onlar bir kere olsun bu hizmetlerinden dolayı en ufak bir beklenti içerisine girmemişler, aksine bu çabalarının, ülkemizin güzel geleceğine katkı olduğunun bilincinde olduklarını her fırsatta göstermişlerdir.
Fakat güncel bir Türk filmindeki o kahramanın sitemini burada üzülerek tekrar etmem gerekiyor: “Bu ülkede hiçbir başarı cezasız kalmaz.”
Yıl 2009… Duyduk ki İvriz’i İvriz yapan Murat Yapıcı başka bir okula atanmış. Gerekçesi bizim takdirimizde değil... Ancak 22 yılınızı verdiğiniz bir yer düşünün… Üstelik burada yıllar boyunca yöneticilik yapmışsınız. Yaklaşık 20 yıl uyum içerisinde çalışmışsınız. Yıllarca ülkesini seven, idealist, çalışkan, başarılı nesiller yetiştirmişsiniz. Fakat yıllar sonra “idaredeki uyumsuzluk” gerekçesiyle başka bir okula atanmışsınız. Bir kişi de çıkıp “Bu uyum yıllar yılı varken, neden şimdi bozulmuş?” diye sormamış. Gücünüze gitmez miydi?
Üstelik Ayten Hanım Ereğli’de, Murat Bey Konya’nın başka bir ilçesinde görevli şu an… Ve ancak hafta sonları görüşebiliyorlar. Sizin, bir anne olarak aile bütünlüğüne gösterdiğiniz hassasiyeti bildiğimiz için bütün bunları iletme ihtiyacı hissettik. Ayten Annemiz çok üzgün… (O kadar sevmişler ve benimsemişlerdi ki burayı, kendi memleketlerine dahi tayin istememişlerdi.)
“Bir ömrün karşılığı bu olmamalıydı.” diye düşünüyoruz tüm mezunlar ve Yapıcılar’ın yetiştirdiği nesiller olarak… Eğitim için adanan hayatların bu kadar kolay yok sayılması, bizim idealist yapımızı zedelemekte, vicdanlarımızda onarılması zor yaralar açmaktadır.
İvriz mezunları olarak, onların çocukları olarak, kurunun yanında yanan yaş misali haksızlığa uğradığını düşündüğümüz bu adsız eğitim neferinin bir an önce yuvasına, İvriz’e iade edilmesi en büyük dileğimizdir. Bu haksızlığın tarafınızca giderileceğinden en ufak bir kuşkumuz yok…
Saygılarımızla…
İvriz Mezunları Adına;
Ahmet KOÇAK
Sayın Milli Eğitim Bakanımız, hemşehrimiz Nimet Çubukçu Hanımefendilerin mail adresi: nimet.cubukcu@meb.gov.tr
Ereğli'yi bilen, tanıyan ve "anne" olan, kendisiyle gururlandığımız bakanımıza bu durumu "samimiyetle" bildirelim. Fakat bunu yaparken suçlayıcı, ayrıştırıcı ifadeler yerine; YAPICIların eğitimci yanını ve 22 yıllık fedakarlıklarını ön plana çıkaralım. Asla başka birini hedef gösterici sözler sarf etmeyelim. Sadece Murat Hoca'nın yetiştirdiği nesiller olarak, onun bunu hak etmediği üzerinde duralım.
Tanıdığımız herkes mail yoluyla bunu yapabilir.
22 yılını bize adamış insana 2 dakika ayırabiliriz sanırım.
Sevgi ve saygılarımla....
Not: Sayın Bakanımıza benim yolladığım maili yayınlıyorum. Siz de Murat Hoca ile ilgili benzer anılarınızı, duygularınızı mailinizde aktarabilirsiniz.

Sayın Bakanım,
Bütün bunları, Yapıcılar’ın bize öğrettiği biçimde görevini aşkla yapan teşkilatınıza bağlı bir öğretmen olarak değil; haksızlığa uğradığına inandığımız emektar ve kırılmış bir öğretmenimizin öğrencisi olarak yazdım.
1986 yılıydı. İlkokul 5. Sınıfı henüz bitirmiş, DPY sınavına girerek Konya-Ereğli, İvriz Öğretmen Ortaokulunu kazanmıştım. Henüz pantolonunu çekmekten aciz, sümüğü akan küçücük bir çocuktum. Okulumuz dağın başında ve şehirden 15 km. uzaktaydı.
İlk yıl alışmakla geçti. Benim gibi yüzlerce çocuk vardı. Ailelerimizden uzak olmak arkadaşlarımızla, öğretmenlerimizle bizleri birbirimize daha da yaklaştırıyordu.
İkinci sınıfa geçtiğimizde (1987 yılında) okulumuza tayin edilen; Bozkırlı karı-koca olan Ayten ve Murat Yapıcı ve Murat Yapıcı’nın ağabeyi Mehmet Yapıcı geldiler. İlk başta fark edilmeyen bu insanların; öğrenciye yaklaşımlarıyla, eğitim anlayışlarıyla ve model oluşlarıyla “başka” olduklarını zaman geçtikçe anladık. (Ki yıllar sonra öğretmen olduğumuzda biz de bu İNSANları örnek aldık.)
YAPICIlar, öğrencilerin her sorununda onların yanında oluyor; adeta bizlere anne-babamızı aratmıyorlardı. Bir süre sonra, çamaşırlarımızı yıkamaya kadar varan fedakarlığıyla Ayten Yapıcı annemiz, durumu iyi olmayan arkadaşlarımızın cebine harçlık koyan Murat Yapıcı babamız, bizi gelecekle ilgili bilinçlendiren Mehmet Yapıcı ise ağabeyimiz olmuştu.
Her sene iftarlarda 10-15 kişilik gruplar halinde hepimizi ağırlamaları, hastalandığımızda gecenin bir yarısı 15 km. uzaktaki şehre kendi arabalarıyla götürmeleri (gerekirse evlerinde yatırmaları), dertlerimizle dertlenmeleri, anne-babamızı özlediğimizde, ağladığımızda oturup bizle ağlamaları…
Bu, cümleleri kolay kurulan ama yaşanmadan zor anlaşılabilecek bir kader ortaklığıydı adeta… Birlikte büyüyorduk. Onlar genç, idealist öğretmenlerdi. Bizler çocuktuk, onların çocuklarıydık.
Sonra Ayten ve Murat Yapıcı’nın oğulları küçük Alperen cennete uçtu. Hepimiz çok üzülmüştük. Ama yıkılmamışlardı; çünkü onlar Yapıcı’ydılar. Tevekkül içerisinde bunun bir imtihan olduğunu düşündüler hep ve asla isyan etmediler. (Yıllar sonra mezun ettikleri birçok öğrenci, oğullarına Alperen adını verecekti.)
En çok da Murat Yapıcı… Gelişinden kısa bir süre sonra müdür yardımcısı olmuştu. Sorumluluğu büyüktü, bu görevle daha da büyümüştü. Biz onu hep okulda görüyorduk. Günde 16 saat bizimle beraberdi ve lojmandaki evine ancak yatmaya gidebiliyordu. Belki de Alperen’in acısını bizle gidermeye çalışıyordu. Düşkündü, daha bir düşkün olmuştu öğrencilerine… Zaman zaman sitem bile ediyordu Ayten Anne şaka yollu: “Sizi, bizden (Alperen’den küçük bir de Buğra adlı oğulları vardı) çok seviyor” diye…
7 yıl geçti… Ben mezun oldum liseden 1993 yılında ama hiç kopmadık Yapıcılarla, hiç kopmadım okulumdan; kopamadım. Arkadaşlarım da kopamamıştı. Çünkü Yapıcılar büyütmüştü bizi, onlarla büyümüştük hep beraber… Çoğumuz öğretmen olmuştuk ama hemen her meslekten de arkadaşlarımız vardı.
Yıl 2008… 10 yıllık öğretmendim ve artık ilçemde görev yapmaktaydım. Mezun ettiğim öğrencilerimi; beni eğiten, şekillendiren Yapıcılara güven içinde teslim etmenin bahtiyarlığı içerisindeydim. Çünkü ilköğretimde öğretmendim ve İvriz’i kazanan öğrencilerime, yine benim öğretmenim olan Ayten ve Murat Yapıcı öğretmenlik yapıyordu. Zaman zaman ziyarete gittiğimde hem öğretmenlerimi hem de öğrencilerimi görüyor, hem öğretmen hem öğrenci olmanın gururunu yaşıyordum.
22 yıllık bir ömürdür bahsetiğim… 1987’de geldikleri İvriz’e aile olarak bir ömür veren, verdikleri bu ömürle bir anlamda hepimize hayat veren bu insanlar; Yapıcılar, eğitime adanmış hayatlar anlatılmak istense ilk başta belgeseli çekilecek olan müstesna insanlardır. Fakat onlar bir kere olsun bu hizmetlerinden dolayı en ufak bir beklenti içerisine girmemişler, aksine bu çabalarının, ülkemizin güzel geleceğine katkı olduğunun bilincinde olduklarını her fırsatta göstermişlerdir.
Fakat güncel bir Türk filmindeki o kahramanın sitemini burada üzülerek tekrar etmem gerekiyor: “Bu ülkede hiçbir başarı cezasız kalmaz.”
Yıl 2009… Duyduk ki İvriz’i İvriz yapan Murat Yapıcı başka bir okula atanmış. Gerekçesi bizim takdirimizde değil... Ancak 22 yılınızı verdiğiniz bir yer düşünün… Üstelik burada yıllar boyunca yöneticilik yapmışsınız. Yaklaşık 20 yıl uyum içerisinde çalışmışsınız. Yıllarca ülkesini seven, idealist, çalışkan, başarılı nesiller yetiştirmişsiniz. Fakat yıllar sonra “idaredeki uyumsuzluk” gerekçesiyle başka bir okula atanmışsınız. Bir kişi de çıkıp “Bu uyum yıllar yılı varken, neden şimdi bozulmuş?” diye sormamış. Gücünüze gitmez miydi?
Üstelik Ayten Hanım Ereğli’de, Murat Bey Konya’nın başka bir ilçesinde görevli şu an… Ve ancak hafta sonları görüşebiliyorlar. Sizin, bir anne olarak aile bütünlüğüne gösterdiğiniz hassasiyeti bildiğimiz için bütün bunları iletme ihtiyacı hissettik. Ayten Annemiz çok üzgün… (O kadar sevmişler ve benimsemişlerdi ki burayı, kendi memleketlerine dahi tayin istememişlerdi.)
“Bir ömrün karşılığı bu olmamalıydı.” diye düşünüyoruz tüm mezunlar ve Yapıcılar’ın yetiştirdiği nesiller olarak… Eğitim için adanan hayatların bu kadar kolay yok sayılması, bizim idealist yapımızı zedelemekte, vicdanlarımızda onarılması zor yaralar açmaktadır.
İvriz mezunları olarak, onların çocukları olarak, kurunun yanında yanan yaş misali haksızlığa uğradığını düşündüğümüz bu adsız eğitim neferinin bir an önce yuvasına, İvriz’e iade edilmesi en büyük dileğimizdir. Bu haksızlığın tarafınızca giderileceğinden en ufak bir kuşkumuz yok…
Saygılarımızla…
İvriz Mezunları Adına;
Ahmet KOÇAK
[ 21:38 ] [ 9/10/2009 ] [ yok Yorum ] [ Yorum yaz ] [ Bağlantı ]









kınama
1989 mezunları
Falçata
ivriz anıları
bülent kaya
ivriz hatıraları
SELAMLAR
yıllar ve yollar..
bende ögretmen olmak istiyorum
arkadaş arıyorum